Doğruyu aramak

İnsanlık tarihi boyunca hiç bu kadar çok bilgiye sahip olmamış, ama hiç bu kadar "gerçekten" uzak düşmemiştik. Eskiden doğru bilgiye ulaşmak bir çaba gerektirirdi; bugün ise doğru, o kadar çok yalanın ve gürültünün arasına gizlenmiş durumda ki... İnancın etrafına örülen katı kalıplar, siyasetin aldatmacaları ve medyanın zihnimize kurduğu baskı arasında yolumuzu bulamaz hale geldik. Aramaktan yorulmak bir yana, artık neyi aradığımızı bile unuttuğumuz bir "karışıklık çağı"ndayız.

​Birinci Engel: İnanç ve Araya Giren Duvarlar

​Yolculuğumuz aslında en saf olması gereken yerden, inancımızdan başlıyor. İnsanın iç dünyasına huzur vermesi gereken inanç yolu, ne yazık ki bugün gerçeği bulmanın önünde bir engele dönüştürüldü. Gerçek bir inanç, Yaratıcı’nın mesajını kalple anlamayı ve samimi bir uyanış yaşamayı gerektirir. Ancak bugün, dinin özünden ziyade, insanlar tarafından dinin etrafına örülen katı kalıplar ve dar yorumlar, Yaratıcı ile aramızda aşılmaz duvarlar dikiyor. Hakikatin özüyle bağ kurmak yerine; bu özü gölgeleyen şekilcilik ve "doğruyu sadece ben bilirim" diyen anlayışlar, insanı kendi içindeki o saf ışıktan ve gerçek hakikatten uzaklaştırıyor.

​İkinci Engel: Siyasetin Kurduğu Hayal Dünyası

​Bu puslu yolda ilerlerken karşımıza siyasetin devasa yalan labirenti çıkıyor. Günümüzde siyaset, artık topluma hizmet etme sanatı değil, "gerçekleri bükme" yöntemine dönüştü. Bir haberin veya bir sözün doğru olup olmaması artık kimsenin umurunda değil; önemli olan o sözün ne kadar taraftar topladığı. Yalanlar o kadar profesyonelce ve o kadar süslü paketleniyor ki, insan bir süre sonra yoruluyor. Gerçeği aramaktan vazgeçip, kendine en tatlı gelen yalana inanmayı tercih ediyor.

​Üçüncü Engel: Medya ve Zihinlerin İşgali

​Belki de en tehlikeli engel, her an cebimizde taşıdığımız ekranlardan zihnimize sızan medyadır. Medya artık bize sadece haber vermiyor; bize nasıl hissedeceğimizi, kime kızacağımızı ve neyi seveceğimizi dikte ediyor. Ekranlardan akan o bitmek bilmeyen gürültü, düşünme yeteneğimizi uyuşturuyor. Bizi kendi küçük dünyalarımıza ve yankı odalarımıza hapsederek, dışarıdaki büyük gerçeği görmemizi imkansız kılıyor. Bilgi kirliliği, bizi sadece yanıltmakla kalmıyor, bizi gerçeklere karşı körleştiriyor.

​Peki Yolumuzu Nasıl Bulacağız?

​Gerçeği ararken kaybolmak, modern insanın kaçamadığı bir durum haline geldi. Ancak bu kayboluş bir son değildir. Din, siyaset ve medyanın kurduğu bu üçlü kuşatmayı kırmanın tek bir yolu var: Bize sunulan her şeyi hemen kabul etmemek ve o cesur "Neden?" sorusunu yeniden sormak. Gerçek hâlâ orada bir yerde duruyor; sadece üzeri çok fazla yalanla örtülmüş durumda. O örtüyü kaldıracak olan ise bizim dürüstçe arama isteğimizdir.

Fevzettin ÖZTÜRK 

Yorumlar

Bir Yorum Yazın: